Şeref Bigalı (1925/Türkiye)

0 Yorumlar Biyografi,

Şeref BİGALI 31 Ekim 1925 tarihinde Bergama`nın Gökçebeyli bucağında doğdu. Doğduğu evin iki parçalı ahşap kapısı, birkaç meyve ağaçlı ve asmalı avlusu, evin önündeki taşlarla kaplı sokak, sokağın ucundaki çeşme ve gelip geçen hayvan sürüleri ile horozlar, kuşlar hafızasından hiç silinmedi. Şeref BİGALI çocukluğunun bu ilk yıllarına ait imajları uzun yıllar sonra yaptığı eserlerine büyük bir özlemle yansıttı. Bir de köy kahveleri, kır çiçekleri, şemsiyeleriyle yağmurdan kaçanlar ustalık döneminin başlıca temaları oldu.


İlk ve orta öğrenimini İzmir`de tamamlayan BİGALI, 1944 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi`ne girdi. Burada altı yıl Cemal TOLLU Atölyesi`nde çalıştı. 1950 yılında akademiyi bitirdi. Cemal TOLLU, BİGALI için: ÒKimse ona harika çocuk demedi, fakat onun daha talebeliğinde yaptığı resimler değme sanatçılara taş çıkartacak cinstendi` dedi. Afyon ve İzmir-Karşıyaka Liseleri`nde resim öğretmenliği yaptıktan sonra, 1959 yılında emekli olduğu 1978`e kadar İzmir Eğitim Enstitüsü (Şimdiki Eğitim Fakültesi) Resim Bölümü`nde görev yaptı. Bu bölümün kurulmasında ve gelişmesinde önemli hizmetlerde bulundu. 1945 yılında İzmir`de tanıştığı ve ÒTürk resminin dehası` şeklinde nitelendirdiği Abidin ELDEROĞLU ile 25 yıl birlikte çalıştı ve ondan teknik nosyon edindi.

Şeref BİGALI 1962-63 yıllarında Paris`e giderek Henri GOETZ`in öğrencisi oldu ve bu ressamın yönetimindeki Frochot ve Fontainebleau Akademileri`ne devam etti.

GOETZ`ün, eserleri hakkında hayranlık ifade ettiği BİGALI`dan Paris`e yerleşmesini istemesine rağmen, bu husus bazı sebepler yüzünden gerçekleşemedi. Kendisi, her zaman bunun kaçırılmış bir fırsat olduğunu söyler.

Figür resminin duayen sanatçılarından Şeref BİGALI`nın eserleri, kendisinin Türk figür resminin tartışılmaz en büyüklerinden olduğunu göstermektedir. Figüre, insani ve bize has duyarlılık açısından yaklaşan BİGALI, yerli bir kimliği ve figürlere sinmiş kültürel özellikleri, içten bir coşku ve duyarlılık olgusunun biçimsel açılımları doğrultusunda ortaya koyarak evrensel çizgiyi yakalamış ender sanatçılarımızdan birisidir. Cemal TOLLU geleneğinin desene dayalı figüratif kimliğini taşıyan sanatçı, Abidin ELDEROĞLU`nun özgün kimliğinin de yol göstericiliğinde, kendi kişisel üslubunu oluşturmuştur. Gerek H. GOETZ, gerekse ELDEROĞLU ve TOLLU, hep üstadın desene dayalı figürcü kimliğinin şekillenmesine katkı sağlayan önemli şahsiyetler olarak hayatında yer aldılar. Usta ressam, kendi ustalarına saygıyı da varoluşunun bir koşulu olarak kabul edip, yoluna devam ediyor. Bu yol, o temiz ve yürekli kasaba insanlarının saf ve kirlenmemiş dünyalarına çizgi ve renk diliyle ulaşmayı hedefliyor. Bu yüzden Şeref BİGALI`nın bütün resimlerinde; kahvede, toprakta, ağaç altında; çalışan, oturan, bekleyen ve umut eden bütün insanlarında yürekli bir insan hümanizmasının açık izleri görülür. BİGALI`nın resmi, renkçi bir tutum dahilinde ilerlerken, bu renkçilik güçlü desen kurgusunun peşi sıra gelen bir anlayışla bütünlük kazanır. Gerek renk, gerekse desen, kompozisyon ve kurgu, hep insan duyarlılığının ortak ilgi alanından kaynaklanır. İnsana, giderek insanımıza ve bize ait değerlere yönelik samimi ve paylaşımcı ilgi ve bilinç, bu resimlerin ortak varoluş sebebidir. Belki bu samimiyettir ki, bu resimleri özgün estetiğin onurlu katına çıkarır ve yeniden var eder.